Son Halimiz

Son Halimiz

İnsan; ne yazık ki beynini israf ederek yaşıyor. Hal böyle olunca da Hindistan’da doğan Hindu, Budist…, Avrupa’da doğan Hıristiyan, İsrail’de doğan Yahudi… oluyor.

Her şeye, aileye, sosyal çevreye rağmen aklın seçtiği bir dindarlık yok! 

Türkiye’de doğan biri Budist olmuyorsa, ailesi ve çevresi Budist olmadığından. İstese de Budist olamıyor. Çünkü Budizmi öğrenebileceği bir literatür de yok Budist bir cemaatte!

Dünya nüfusu içinde Hinduları ve Budistleri topladığımızda en kalabalık topluluk oluyorlar.

Buna rağmen Türkiye’de bir cemaatleri yoksa, bizlerin dünyadan ne kadar kopuk yaşadığımızı gösterir. Sanıldığı gibi İslâm’a çok bağlı olduğumuzu göstermez.

Bizim kuşaklar; bir Çinliyi, bir Hintliyi arkadaşı edinmeden yaşlanmaya başladı!

Bu konuda kim ne düşünüyor, bilemem!

Beni üzen, Türk insanının dünyadan bu kadar kopuk yaşamayı normal sayması.

***

Gelelim Türkiye’nin Müslümanlığına.. 

İslâm’ın hükümleri üç başlık altında toplanmış. Bütün kitaplar da buna göre yazılmış:

-Muamelat,

-Ahlâk,

-İbadet.

İnanç konularını bu sınıflamanın dışında tutuyorum, çünkü kimin neye inandığını mazur görün, bilemiyorum. 

Muamelat”a yani hukuka ve ekonomiye ilişkin konular, 150 yılı aşkın zamandan beri zaten Avrupa’dan tercüme!

İlahiyat Fakültelerinde ve Diyanet’te 150 yıldan beri Osmanlı Halifelerinin yürürlükten kaldırdığı “İslâmî muamelat” konularda “akademik” araştırmaların yapılması kimseyi yanılmasın. Bu çalışmalar bir “hukuk tarihi” çalışmasının ötesinde değil.

Hal böyle olunca da şunu rahatlıkla ve hakikatle söyleyebiliriz ki Türkiye’nin Müslümanlığında “Muamelat” yok!

Bu gidişle de olamayacak.

Çünkü bundan rahatsız olan yok!

***

İslâm ahlâkımıza gelince durum bu konuda da iç açıcı değildir.

Binlerce yıldan beri her Peygambere vahyedilen on emir, hukukun ve ahlâkın temel yasaları ise hangi ahlâktan beslendiğimiz tartışmalı noktaya gelmiştir.

 

Allah’ın ismini boş yere anmak,

Anne-babaya hürmetsizlik,

Adam öldürmek,

Zina yapmak,

Çalmak,

Yalan yere şahitlik yapmak,

Komşunun hukukunu çiğnemek” en çok işlediğimiz günahlar ve ahlâksızlıklar oldu.

Buna Kuran’ın eklediği “Yapmayacağın sözü verme”… gibi kebâir günahları da eklersek, görülecektir ki ellerimizle çıkardığımız hukuku ayaklar altına aldığımız gibi ahlâkımız da yerlerde!

***

Geriye kala kala bir tek ibadetlerimiz kalıyor.

Onu da ne kadar ciddiye aldığımızı Kuran’la test edebiliriz:

114 sure arasından sadece Maun Suresi’ni seçerek konuyu açıklayabiliriz:

  1. Dini yalanlayanı gördün mü?”
  2. Ayet birçok anlama gelebilir. Devamı ayetlere bakılmazsa genel bir ifadenin kullanıldığını düşünebiliriz. Oysa 2 ve sonraki ayetler dikkatle okunduğunda görülecektir ki, bu sure “Dindarım/Müslümanım/Müminim” diyenler hakkında gönderilmiştir.

Daha açıkçası Maun Suresi, ibadet yapan “dinsizler” hakkında gönderilmiştir.

Şöyle ki;

  1. Yekimi itip kakar!”
  2. Çalışma gücü olmayanı doyurmaz!”

4.”Bunları yapmayıp namaz kılanlara yazıklar olsun!”

  1. Çünkü bu kişiler namazda gafletteler!”
  2. Riya ve gösterişi de çok severler! İsterler ki herkes namaz kıldığını görsün ve namazcı bilsin!”
  3. Yardımlaşmayı ve vergi ödemeyi de engellerler!”

 

Maun Suresi; en iddialı olduğumuz namaz konusundaki ikiyüzlülüğümüzü yüzümüze vuruyor! Demektir ki, İslâmlığımız çan çalarak dinini kanıtlamaya çalışan Hıristiyanlık düzeyine inmiş durumda.

-İçinde adalet olmayan birlik ve beraberlik çağrıları,

-Anlayış, hoşgörü, tolerans olmayan… öfkeli söylemler,

-Şefkat ve merhametten uzaklaşmış eğitim sistemi,

-İş isteyene, çalışmak için yalvarıp yakarana iş bulamayan ekonomik sistem,

-Yalanı ve iftirayı en ikna edici yöntem olarak benimseme,

-Oy vermeyeni, bizim cemaate ve tarikata katılmayanı “hain/mürtet” ilan etmek,

-Komşuluk hukukunu yok sayarak dış politika yapmak,

-Açıklanan “rakamlara” inanıp da yatırım yapacak bir kişiyi bulamamak …

 

Dünyaya şunu gösteriyor ki, Türklerin Müslümanlığı da artık eski Müslümanlık değil!

Hesabınızı ona göre yapın!

Bir cevap yazın