Zorunlu bir açıklama

Zorunlu bir açıklama

Diyebilirim ki Türk Medyasının en özgürlükçü yayın organında yazıyorum. Sevgili Ümit Yaldız’a ve arkadaşlarına müteşekkirim.

Aramızda hiçbir para pul ilişkisi yoktur. Ben yazmayı seviyorum; sevgili Ümit de farklı görüşleri yayınlamayı… Egedesonsöz ailesi içinde bulunmaktan da mutluyum.

www.egedesonsoz.com bağımsız bir web sitesidir ve Ak Parti ile de hiçbir ilişkisi yoktur.

***

1981 Anayasasının hazırlandığı günlerde bir grup arkadaşla “Laik, demokratik, liberal ve akit serbestliğine dayalı barış düzeni” tezini olgunlaştırmaya çalıştık.

Aynı teorik çalışmaları Erbakan Hoca’ya da “Laik, demokratik, liberal ve akit serbestliğine dayalı barış düzeni” olarak sunduk. Biz, bu tezde ısrar ettikçe Refah Partisi’ni “anti-laik ve anti-demokratik” odaklar sabote etti. Ne tuhaf değil mi, laik ve demokrat çevreler de RP’nin bu görüşleri savunmasını istemedi. Erbakan Hoca, sırf bizim bu düşüncelerimizi benimsediği ve sahip çıktığı için kurduğu ve genel başkanı olduğu partide yalnız kaldı. Refah-Yol Hükümetinin 100. Gününe kadar sabrettim; baktım olacak gibi değil, 1996’da kenara çekildim. O günlerde iki kitap yazdım.

Kitapları; RP’nin kapanabileceğini düşünerek kurulacak yeni partiye tarihsel ve ideolojik bir çerçeve belirlemek için yazdım. Kitabımı Türkiye’nin içinde ve yurt dışında elli kişi inceledi. Yayınlandıktan sonra da ABD, İsrail, Belçika, Almanya, Genelkurmay, MİT, çok sayıda üniversite öğretim üyesi, siyasi önder ve hatta Kral Hasan’ın danışmanı rahmetli Arçil Bey’den yazılı ve sözlü kritikler ve tebrikler aldım.

Kitabın ilki Abdülhamit ile Atatürk’ün siyasi görüşlerinin karşılaştırmalı analiziydi. İkincisi ise insanlık tarihi içinde kentin ve kamu yönetiminin “kavram analizi” yaparak nasıl ortaya çıktığını ve geliştiğini anlatıyordu.

Ak Parti kurulurken hakkımda özel bir müzakere yapılıyor ve “mimli” olduğuma karar veriliyor. Bu ifade, parti kurucularından birine ait. Evet, ben gerçekten mimliydim. Çünkü;

1988-1991 arasında MGV İzmir Şb. Bşk.’lığı yapmıştım ve 150’den fazla 3-4 saat süren paneller yönetmiştim. 20 farklı siyasi görüşten insanı bir araya getiriyordum. Yönettiğim tartışmalı toplantıları 350-400 kişi saatlerce sıkılmadan izliyordu. Hayatımın en zevkli ama bir o kadar da zor yıllarıydı.

Ben toplantıyı ilan eder etmez hemen Ankara’ya, Erbakan Hoca’ya şikâyet edilirdim “bu adam her hafta laikliği ve demokrasiyi savunarak partililerin kafasını karıştırıyor” diye. Yoğun bir baskıya uğradım. Ciddi parasızlıklar yaşadım. Şükürler olsun, borç aldığım arkadaşlarım vardı. Bunları yıllar sonra kuruşu kuruşuna, enflasyon farkıyla ödedim.

RP’ye çok önemli şeyler öğrettim, ağır bedeller ödeyerek. Mali zararımı hiçbir zaman hesaplamadım. RP hükümeti için hazırladığım rapor, cezaevleri isyanlarının bastırılmasında kullanıldı. Türk siyasi tarihinin ilk akil adamlar modelini Refah-Yol hükümetine teklif ettim. Önerdiğim isimlerden Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal gibi aydınlar, Hükümetin arabuluculuk teklifini kabul ederek açlık grevlerini kimse zarar görmeden sonlandırılmasını sağladılar… Bütün bunlar için yol parası bile almadım!

Ak Parti 11 yıldır iktidarda. Bunun üç yılını asgari ücretin altında bir ücretle çalışarak geçirdim. 11 yıl oldu, Ak Parti’nin beş kuruşu ne benim ne de aile üyelerimin hiçbirine nasip olmadı.

Ak Parti’ye yardımcı olmak için 40’dan fazla rapor yazdım. Bunların detaylarına girmek istemiyorum. 2002’de Ağrı Milletvekili rahmetli Mehmet Melik Özmen aracılığı ile gönderdiğim ilk raporun konusu, “dijital para” idi. Bu teklifimin 2015 yılında uygulamaya gireceğini öğrendim…

Son 12 Haziran 2011 Milletvekilliği seçiminde Ak Parti’nin Türkiye genelinde kullandığı “Hedef 2023” seçim bildirgesinin konsepti ve İzmir’de yayımlanan “35 İzmir 35 Proje” kitapçığının ana çerçevesi, konsepti ve projelerinin çoğu “2023 İzmir” – Cumhuriyetin 100. Yılında Yeni İzmir kitabımdan alındı. Aynı kitaptan MHP de CHP de yararlandı, seçim bildirgelerinde bunu görebilirsiniz.

Bütün bunların yanında elime geçen 1.Bölge 10. Sıra Milletvekilliği adaylığıdır. Bir yazar bir kitap yazacak, bu kitaba ne telif ne teşekkür ne de Allah razı olsun denecek! Kitaptan yararlanan partinin aldığı oy ise %50 olacak !

Ben hayatım boyunca faizsiz bir ekonomi için çalıştım; İlahiyat, Kamu Yönetimi, Pedagojiden daha fazla ekonomi dersi aldım. Sonunda “Dijital Para”yı yazdım.

Ama çocuklarımı, hem de Ak Parti’nin iktidar olduğu yıllarda, banka kredisi ile okutmak zorunda kaldım! Her şeyi anladım ama bunu anlayamadım! Bu da benim hayatımda cevabı olmayan bir soru olarak kalacak!

Hayatımda iki kişi ve kuruma müteşekkirim: Benimle tartışmaktan hiçbir zaman bıkmayan ve usanmayan sevgili Üstadım Süleyman Karagülle’ye ve ailesine…  

Diğeri de tek gelir kaynağım, beni kimseye muhtaç etmeyen İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi ve çocuklarım kadar sevdiğim öğrencilerime ve onların velilerine. Dışarıda yoruldum, okulda dinlendim. Hıristiyan-Katolik Okulun Saygıdeğer Rahiplerine, yöneticilerine, öğretmen arkadaşlarıma, öğrencilerime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

22 yılda o kadar çok çalışma yaptım ki, anlatamam. Bunların hiçbirini sınıfa taşımadım, hiçbir öğrenciye yansıtmadım.

Ak Parti beni ne kadar benimsedi, onun takdiri bana ait olamaz. Bendeniz ise her fırsatta ya dostane eleştirilerle, ya önerilerde bulunarak ya da başarılı bulduğum yönlerini de takdir ederek Ak Partili olmayı sürdürdüm.

Bugün de Ak Parti’liyim.

Hiçbir parti için bir damla kan kaybetmeye değmez!

Ne iktidar ne de muhalefet için! Bir aile düşünün, nesiller boyu devam edip gelen aile mirasını bırakabileceği bir tek çocuğu var. Onun da sokaklarda başına bir şeylerin gelmesini asla istemem! Tırnağının kanamasına asla gönlüm razı olmaz. Eğer bu kadar siyasi mücadeleden bir ders çıkardıysam benim de siyasi gerçeğim bu:

“Siyasi gerçeklerin hiçbiri bir damla kan etmez!”  

Gördüğüm kadarıyla heyecandan olmalı, yazdıklarım büyük ölçüde yanlış anlaşılmış. Bence çok normal bir durum! Çünkü çocukları ateşlerde yanmaya sürüklemiyorum! Koşun!… Haykırın!… Polis, biber falan dinlemeyin!…  Koşun! demiyorum!

Yeni bir durumla karşı karşıyayız:

Ne yazık ki bu kez tek çocuklu aileler hedefte! Bakın bu yeni bir durum! Bunun hikâyesi henüz yazılmadı! Sonu da bilinmiyor; bu ailelerin hiçbiri tek çocuklarının başına bir şeylerin gelmesine hazır değil!

Sakın siyaset yapan herkes para kazanır sanmayın! Milyonlar rezil olur; çok azı kazanır. Bu her zaman böyledir.

Ben doğruya doğru, yanlışa yanlış demek zorundayım.

Ak Partili yıllarda çok mağdur oldum! Dikkat ederseniz “Ben mağdur oldum!” Benim için bu yıllar kötü geçti diye Türkiye de kötü yönetildi, demiyorum!  

Gördüklerim ve yaşadıklarım bana bunu öğretti: Ben kaybedebilirim, kazanabilirdim de. Doğrunun ölçüsü bu olmamalı.

Türkiye iyi idare ediliyorsa, ben kaybetsem de Ak Partiliyim! Yeter ki Türkiye iyi idare edilsin!

Eğer Türkiye’nin kötü idare edildiğini düşünenler varsa, kazançları ne olursa olsun, Ak Parti’ye muhalefet etme hakkına sonuna kadar sahipler; bunu söylemeye de gerek yok zaten!

Bu yazıyı şöyle noktalamaktan yanayım:

İktidar stratejik akılla elde edilir. Kaybedilirken de önce stratejik olarak kaybedilir.

O nedenle benim akıllı öğrencilerime sokak yakışmıyor!

İkincisi başörtüsü yasağı olmasaydı ne RP ne de Ak Parti asla ve asla olmazdı!

Beni doğru anlayın!

Ak Parti’ye muhalefet edecekseniz az da olsa bu işin başına dönün! Dönün ki, benzer hatalar tekrarlanmasın!

Yoksa giyinmekten veya soyunmaktan daha doğal ne olabilir!

Bunun siyaseti mi olur?

Benim öğrencilerimin hiçbiri 15 çocuklu bir ailenin üyesi değil ki, dağa çıkışına, sokaklarda koşuşturmasına, polislerle köşe kapmaca oynamasına ilgisiz kalayım?

15 kardeşiniz de olsa gönlüm razı olmaz! 

Her çocuk annesi için değerlidir.

Haksız mıyım?

Büyüklerin iktidar kavgasına kimler malzeme olsun, arkadaşlar?

Bunu kim hak ediyor?

 

 

Bir cevap yazın