Hizmetler eziyete dönüşmesin!

Hizmetler eziyete dönüşmesin!

Ekonomi bir bilimdir. Buna uygun davranmak herkesin yararınadır. İhmal edildiğinde ise ciddi sonuçları olur.

İnsan, her etkinliğe karışık duygu ve düşüncelerle katılır. Başarılı olduğunda cesur ve mutlu olur. Kendisine olan güveni artar. Hayatı daha güvenli yaşar. Akıllı olduğuna olan inancı tavan yapar.

İşler kötüye gittiğinde ise aydınlık günler bile kabusa dönüşür. Zararın büyümesi bütçeyi zorlar. Doğru kararlar alınmadığında ise borçlar ödenemez hale gelir.

Doğru; deprem olmaz!  

Malı mülkü sel de götürmez!  

Amma büyük hayallerle başlanan girişimde göz ardı edilen noktalar, her geçen gün büyüyerek kara deliğe dönüşür.  

Bundan sonrası sizin kontrolünüzden çıkar. Söz hakkı “alacaklılar”a geçer. Bir seçenek sunulur; “Seçim sizin” denir: Kırk katır mı kırk satır mı?

İnanılır gibi değildir. Büyük umutlarla başlanılan işte, gelinen noktada kaçacak yol kalmaz! Çünkü yol bitmiş, duvara dayanılmıştır.

***

Kişisel borçlar; ekonomik hezimetlere ve geri dönüşü olmayan zararlar dönüşünce sizi esir alır. Esarete düşmek budur.

Zararlar ödenemez hale gelince her şeyiniz müsadere edilir. Ev bark, iş yeri, bağ, bahçe, tarla varsa ve geriye kalmışsa tabii, hepsine el konulur.

Yaşadıklarınız bununla da sınırlı kalmaz. Eski dostlardan selam dahi alamazsınız.  

Alacaklılar rahat bırakmaz ki ağlayabilesiniz.

Dışarıda gezebilirsiniz lakin yaşam bu ise bilesiniz ki hapislikten kötüdür.

Eşiniz eski eş olmaktan çıkar! Çocuklarınız acıma ile öfke duyma arasında gel-gitler yaşar.

Artık sizi ne kayyum kurtarır ne de hapis!

*** 

Her yurttaşın harcadığı liraların miktarı ne olursa olsun, üst üste bindirilmiş dolaylı vergilerle toplanan paralar, “Sizi yönetmem lazım!” diyenler tarafından harcanır!

Vergi gelirlerinin yetmediği yerde ülke borçlandırılır.

Savurganlık alır başını gider.

Onurlu yoksullar ne yer ne içer, bunlar kimin umurundadır!

Ve inisiyatif onurlu yoksulların eline geçer!

***

Vergiler ve dış borçlarla toplanan paralar açıklık, şeffaflık, yerindelik, verimlilik, fayda-maliyet dengesi, yaratıcılık… kriterlerine göre mi harcanmıştır?

Aldığı ekmekte, suda, sakızda, elektrikte… üst üste bindirilmiş vergileri ödeyenler, her kuruşun takibini yapamıyorsa “oy”unu hangi kriterlere göre kullanmıştır?  

Oy geçmişteki icraatlara göre kullanılmamışsa geriye “hayal ticareti” kalır. Normal zamanlarda sakız ve deterjan pazarlayan reklam şirketleri, seçim zamanı buldukları parlak sloganlarla yurttaşlara “hayal” satmışlarsa suç kimin?

Madem yakın geçmişte yaşananların kıymet-i harbiyesi reklam şirketlerinin insaf ve marifetine bırakılmış. O zaman ;

-Kamu bütçesinin harcamalarını kuruşu kuruşuna izlemek,

-Harcamaların fiyat-fayda ilişkisini analiz etmek,

-Vergilerin ve yapılan borçların harcanmasında olabilecek yolsuzlukların boyutlarını açığa çıkarmak,

-Kamu bütçesini harcayanların sayısının neden iki elin parmak sayısını geçmediğine kafa yormak,

-Kamu bütçesine vergi ödeyenler on milyonlarca yurttaş iken, ihalelerin bildik parti ve kişilere verilmesi üzerinde… düşünmek kimin işi?

Unutmayalım ki, bu soruları yanıtlamak reklam şirketlerinin işi değildir!

Üst üste bindirilmiş vergileri ödeyenler düşünmüyorsa reklam şirketleri neden düşünsün?

Düşünmek kimin görevi?

***

İzmir-İstanbul otoyoluna 11 milyar dolar harcandı! Bugünkü kurla bir km otoyola yaklaşık 150 milyon/trilyon ödenmiş!

Otomobili ile İzmir’den İstanbul’a gidenler 256 TL ödemek zorunda. Gidiş – geliş ücreti 512 TL. Yakıt masrafları hariç.

Köprü, tüp geçit, havaalanı, yüksek hızlı tren, Şehir hastaneleri… Buna benzer yatırımların hepsi için yapılan harcamaları kim ödeyecek?!

Tabii ki, vergi mükellefleri!

Mükellefler, yakında Duyun u umumiye benzeri bir durumla karşılaşılırsa kimse ah u vah etmesin!

Bireyler yanlış yatırım veya harcama yaptıklarında başlarına nelerin geldiğini gördük.

Hükümetler yanlış yatırım veya harcama yaptığında ise Osmanlı’da olduğu gibi Duyun u umumiye esaretine maruz kalır!

Siz unutsanız da tarih unutmaz!

Borçlu da alacağını!

Bir cevap yazın