Ahlâk-ı Hamide mi dedin?!

Ahlâk-ı Hamide mi dedin?!

Güçlükleri aşmak için ihtiyaç duyulan “bilgiler”e ulaşmak çok kolay. Neyin doğru neyin yanlış, neyin helal neyin de haram olduğunu çok iyi biliyoruz!

Oysa eskiden böyle değildi! O günlerde en geçerli şikâyet “bilgisizlik”ti.

Doğrusunu bilseydim böyle mi olurdu!”,

Oldu bir kere!”

Cahillik işte, elden ne gelir!”… itirafları, özür yerine kullanılırdı!

O günler geride kaldı.

Modern zamanların nimeti olmalı, herkes okur-yazar! İsteyen dinini, mesleğini, dünyada nelerin olup bittiğini… bilim insanı hızıyla öğrenebiliyor.

Her şey o kadar hızlı olmaya başladı ki, dağın başındaki ile tarladaki, fabrikadaki, gökdelen çalışanı ile Meclis üyesi arasındaki fark azaldı.

Bilgiyi, doğruyu, adaleti, nezaketi… olumlu ve pozitif olan her şeyi “ahlâka dönüştüren” ise yok gibi!

Ne yazık ki, bilgi arttıkça onu önemseyenlerin sayısı da o oranda azaldı!

Takvimlerin gösterdiği bilenin çok; amel edenin olmadığı günlerdeyiz!

***

Bu kadar imkâna rağmen örnek olabilecek bir ahlâka sahip olamadık!

Neden böyle olduk, soran bile yok!

Bizi asıl şaşırtan, ahlâk-ı hamide sahibi kişilerin Müslümanlar arasından değil de “şirk”te ve “küfür”de tavan yapmış toplumlardan çıkmasıdır!

1997’den beri faaliyette olan Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ)’na üye Türkiye’den bir gazeteci yok! Sizce de ilginç değil mi?!

170 ülkeyi kapsayan “Offshore”cuları araştıran ICIJ, 46 ülkeden 86 araştırmacı gazeteci ile çok ilginç bir çalışma yapmıştı. Offshore hesaplarda 70 trilyon dolar bulunduğunu, bunun 32 trilyon dolarının siyasilere ait olduğuna ilişkin bazı belgeleri Nisan 2013’te üyeleriyle paylaşmıştı. 

Dünya; 2 milyar civarındaki Müslümanın sağcı, solcu, laik, liberal, şeriatçı, muhafazakar… fark etmez, hepsinin palavra olduğunun farkında olmalı ki, Türkiye’den kimseyi bu araştırma grubuna almamış!

11 milyon sayfalık Panama Belgeleri’ne ulaşanlar da Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler  Konsorsiyumu (ICIJ) idi. 78 ülkedeki 370 gazeteci belgelerin doğruluğunu araştırıp yayına hazırlamıştı. Aralarında yine bir Türk yoktu!

***

Etrafımız yalandan ölmeyen insanlarla dolu. Sözü eğmeden, bükmeden konuşamıyoruz! Benim gibi cesur(!) yazarlar bile, beş kişiyi atlayıp altıncı kişiyi ancak ima ile uyarabiliyor!

Bu yazımda olduğu gibi…

Bir İslâmcı olarak “Ahlâk-ı Hamîde”den aldığım nasip bu kadar!

Eğitimin, öğretimin, iletişim ve yayıncılığın bu kadar geliştiği, insanların her ülkede farklı amaçlarla da olsa bir şekilde örgütlendiği, birbirlerini eğittiği bir çağda “bilginin ahlâka hiçbir katkısının olmaması”nın bir açıklaması olmalı!

Dini değerler, ancak köyün töresi kadar etkili; daha fazla değil! Nasıl ve neden böyleyiz, anlamış değilim!

***

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler  Konsorsiyumu’nun 2013 ve 2016 raporlarının özetini okudum. Bu örgütün amacı sorgulanabilir. Ama yayımladıkları belgelerin düzmece olduğunu söylemek çok zor!

Biliyorum ki, hırsızlık, yolsuzluk, vergi kaçırmak ve kayıt dışı servet edinmek kâğıt para sayesinde zor değil. Teknik takip de bu kadar gelişmiş ise kaçmak da mümkün değil. İki “mümkün değil” matematikteki sonucu vermediğine göre “kimi yok etmek istiyorlarsa, ona ait belgeleri açıklıyorlar” denebilir.

Tekrar ediyorum; ICIJ üyeleri insanlara suç işletmiyorlar! Kimin ipi çekilecekse onun belgelerini açıklıyor. Bu kadar günahsızlar!

Dünya 2013 ve 2016 belgeleriyle yeni bir sürece girdi. Bu kez durum bayağı farklı:

Sanki dünya sisteminde küresel bir kriz hazırlığı var! Belgeler, tüm ülkeleri kapsayacak şekilde açıklanacak ve dünyanın ekonomik ve siyasal rejimi değişecek!

Bunu büyük güçler tetikleyecek! Rejimleri ve liderleri bir bir düşürecekler.

Buna önlem alınabilir!

Örneğin Türkiye olası gelişmelere karşı kendisini koruyabilir!

Çok da zor değil!

Şöyle ki;

Yer kürede kötülük adına ne var ise bunun kaynağı “kâğıt para”dır. Bütün kötülüklerin, açlığın, yoksulluğun, fuhşun, hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, cahilliğin, isyan ve ihtilallerin, savaş, terör, gasp, adi ve örgütlü suçların… suç ve günah adına ne yapılıyorsa bunun nedeni kâğıt paradır!

Sizi temin ederim ki…

Allah’a yemin olsun ki, kâğıt paradır!

Tevrat’tan, hatta onun öncesinden, hak ve hukuk kavramının insan hayatına girdiği eski çağlardan beri “Çalmayacaksın!” emr-i ilahisi bugün de geçerli ama kimsenin umurunda değil!

Bu konuda görüşü olmayan tek kitap Kur’an, tek peygamber de Hz.Muhammed olmalı!

Çünkü bu konuda en rahat insanlar Müslümanlar!

***

İsrail Başbakanı Ehud Olmert yolsuzluktan 6 yıla mahkûm oldu. Eşi de içeceklerin boş şişesini satıp zimmetine geçirmekten yargılanıyor! Zavallılar Tevrat’ın azizliğine uğramış olmalılar!

Müslüman olsalardı bu sorun olmazdı!

Bu nasıl iş; boş şişelerin davası mı olur, denirdi, konu kapanırdı!

Sayısını unuttuğum kadar Hıristiyan devlette Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan ve yakınları defalarca yargılandı ve mahkûm oldu…

Bu mahkûmiyetlerle Yahudiler ve Hıristiyanlar aklanmış mı oldular?!

Hayır!

Bütün suçlar hız kesmeden devam ediyor.

***

Hem digital para hem de kâğıt para ikisi de aynı anda tedavülde ise bu suçların ve günahların çaresi yok!

Allah da gerçekleşmesi mümkün olmayan emirler yağdırarak çaresiz kullarının ıslahını bekliyor, bu da kulların umurunda değil! 

Oysa digital para ile, bir TL’lik alış-veriş bile yapılsa kimden, neyin karşılığında ve ne zaman ödendiğine ilişkin bilgiler, vergi miktarına kadar kaydediliyor.

Bu işlemler saniyeler içerisinde en doğru şekilde yazılabiliyorsa hala kâğıt parada ısrar etmek, suçu ve suçluyu korumaktır!

Bunun başka bir açıklaması yoktur; olamaz da! 

Kâğıt parayı tedavülde tutmak, zavallı insanların gaspını, dolandırılmasını, rüşveti, yolsuzluğu, teröre kaynak sağlamasını, uyuşturucu ticaretini, VERGİ KAÇAKÇILIĞINI… desteklemektir!

Namuslu insanları cezalandırıp suçluları korumaktır!

 

 

***

 

Bir cevap yazın