İçeriğe geç

İslâmcı Şehir olabilir mi?!

Bir kent kurmayı tasarlamak ve inşaya koyulmak, hakikaten büyük beyinlerin kalkışabileceği uzun soluklu bir iştir. Hayallerini anlayabilecek mimarlar ve mühendisleri bulabilen liderler, tarihi kalıcı bir şekilde değiştirebilmiştir.

Yeni Kent” tasarlamak, yalnızca birbirini tamamlayan fonksiyonel ve estetik mimari eserleri inşaya niyetlenmekle sınırlı değildir; bundan çok daha fazlasıdır!

Geleceğin sektörlerini öngörüp yeni hayatı başlatmak, ancak “kompleks” işbölümünü yapabilecek ekonomik ve sosyal yapıya ilişkin “örnekler”i yeni kentte hayata geçirebilmekle mümkündür.

Tarihte ne kadar medeniyet kurulmuşsa bunların temelleri, dâhiyane bir şekilde tasarlanmış “yeni kent”lerde atılabilmiştir.

Çok sayıdaki Mezopotamya kenti; Eski Mısır’da Teb, Abidos ve Memphis; Ege’de kurulan 12 İonia kenti, Atina, Roma, Kudüs, İstanbul, Pekin, Medine, Bağdat, Şam, Kahire, Kordoba, Londra, Paris, Viyana, Moskova, St.Petesburg… üzerinde medeniyetin temellerinin atıldığı kentlere örnek gösterilebilir. Bu kentler iyi tasarlandığı için, hızla büyüyüp medeniyet merkezi olabilmişlerdir.

Söz konusu kentlerin hepsi büyük düşünebilen devlet adamları tarafından kurulmuştur.

***

Her şey hayal etmekle başlar!

Hayali olmayanlar, günlük yaşar. Hiçbir ciddi sorunu da çözemez!

Bir kenti tasavvur edemeyen devlet adamlarının en iyisi, ancak; “yapı” bazında cami, katedral, saray, şato, çeşme, kervansaray, yol, köprü, okul, fabrika… yapabilir. Ülkeye serpiştirilmiş bu tür yapılar arasında da yeni bir yaşam inşa etmek mümkün olmaz.

Fatih Sultan Mehmet, en azından İstanbul’da Fatih gibi bir semti kurabilmiştir. Arkadan gelenler ise; şahane de olsa ancak yapı bazında birer ikişer bina yapabilmişlerdir. Mustafa Kemal’e kadar sıfırdan bir kentin önemini kavrayan bir devlet adamı çıkmamıştır. 

Yeni bir kent üzerinde düşünmek, ancak yeni bir medeniyet hayali kurmak ve rüyasına kapılmakla ilgilidir.

Her lider, büyük projelere imza atmak ister!

Ama çoğu lider, büyük düşünmenin ne olduğunu bile bilmeden ölür!

Liderlerin yakın çevrelerinin en büyük marifeti, bitmeyen düşmanlar icat etmek ise o lidere kimse yardımcı olamaz! Düşman üretme becerisini hikmet-i hükümet sananlara bir sözümüz olamaz! Tanrı onları korusun! Yaptıklarıyla övünebilirler! 

***

Her lideri sürekli tedirgin eden, başarıdan alıkoymaya çalışan düşmanlar;

30 yaşındaki Çar I.Petro’ya da soğuk terler döktürmüşler; ancak St. Petersburg(1703-1725)’un temelini atmaktan alıkoyamamışlardır. III. Napolyon(1853-1867)’un Paris’i, Avusturya Kralı Franz Joseph (1857-1888)’in 25 yaşında Viyana’nın inşasına engel olamamışlardır.

Mustafa Kemal’i de, Ankara’nın temellerini atarken kuş tüyü yataklarda uyutmamışlardı!

***

Sellerin sürükleyip getirdiği alüvyon yığınları gibi… Savaşların… Ekonomik ve sosyal krizlerin taşıdığı insan yığınları da plansız şekilde gecekondu kentler kurabilir.

Hızla ve hoyratça tükettiğimiz İstanbul’a anlam veremeyenler, Ankara’yı da anlayamadı.

Alüvyon yığını insanların oluşturduğu gecekondular, kimseyi mutlu edemediği gibi huzur da vermedi!

Alüvyon topraklar ne kadar verimli ise alüvyon yığını insanlar ve gecekondular da tarımdan yüz kat daha kazandıran rantlar yaratabildi!

Küçük ve basit… Sadece yapı bazında tasarlanmış… Evden çok deliğe veya oyuğa benzeyen çirkinlik abidesi inler… Sakinlerini mutlu etmese de müteahhitlere ve imar bürokrasisine fabrika işletmekten daha çok para kazandırabildi. Bu durumdan çıkarabileceğimiz ders, % 99’ü Müslüman olan bir ülkede bundan daha iyi olamazdı!

Yeni bir kenti hayal dahi edemeyenlerin gecekonduları fırsata dönüştürmekten başka ne emelleri olabilirdi ki?!

Hani diyorum, Hıristiyan olsaydık belki içimizden bu gidişe dur diyen mimarlar, mühendisler ve müteahhitler çıkabilirdi! 

Ne devşirebiliyoruz ne de dışarıdan kent mimarları getirebiliyoruz!

Din de değiştiremeyeceğimize göre “Kaderimiz!” deyip katlanıyoruz!

Yanlış anlaşılmasın; bu tablo bütün İslâm ülkelerinde de aynı; Dubai gibi kime ve neye hizmet ettiği bilinmeyen birkaç kent hariç!

Beş vakit namazın kılındığı, 100 bine yaklaşan cami ve mescitleri mütemadiyen doldurup boşaltan 21.yüzyılın Müslümanlarınca hala ;“yeni kent” ne demektir, niçin gereklidir, terörü, yoksulluğu önlemeye, insan olmaya ve insanca yaşamaya… faydası var mıdır… bu konular düşünülmüş değildir! 

Anlaşılan o ki, sözünü ettiğimiz “İslâmcı Kent”; nice ulum- şeriyye ve ulum-u funun tahsiline rağmen henüz mümkün değildir!

***

Kategori:2016

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir